Sayfalar

Hakkında

CANİP DOĞUTÜRK // Ressam & Heykeltıraş

            1953 yılında Kars’ta dünyaya gelen Canip Doğutürk, yaşamı sanatın ayrılmaz bir uzantısı olarak gören; her eserinde bu iç içeliği yeniden kuran bir sanatçıdır. Cilavuz Köy Enstitüsü’nün devamı olan Kazım Karabekir Öğretmen Okulu’ndan 1975 yılında mezun olduktan sonra, eğitimci kimliğini sanat üretimiyle iç içe yürütmüştür. Okul yıllarında başlayan heykel ilgisi, onu ahşap, metal, cam ve taş gibi malzemelerle deneysel biçim arayışlarına yöneltmiştir.
            Nevşehir’de görev yaptığı yıllarda tanıştığı heykeltıraş Hakkı Atamulu’nun eserleri, onun sanat düşüncesinde belirleyici bir dönüm noktası oluşturdu. 1980’lerden itibaren Türkiye’nin farklı şehirlerinde açtığı kişisel ve karma sergilerle izleyiciyle buluşan Doğutürk’ün üç heykeli, 1993 yılında T.C. Kültür Bakanlığı Sanat Koleksiyonu’na dahil edildi. Tasarladığı Atatürk büstleri ve kaideleri dört farklı kamu alanında kalıcı olarak yer aldı; ayrıca 1987’de Mimarlar Odası’nın açtığı yarışmada Ruhi Su ve Behice Boran Anıt Mezar Projesi’ne katıldı.
            Sanat felsefesinin merkezinde, “dokunulabilir düşünce” kavramı yer alır. Ona göre heykel, yalnızca bir nesne değil, insanın kendi varlığını yeniden duyumsama biçimidir. Sessizlik, denge ve geçicilik, Doğutürk’ün üretiminde hem biçimsel hem de duygusal düzeyde karşılık bulur. Her eseri, zamana direnen değil, zamanla birlikte nefes alan bir varoluşun izini sürer. Canip Doğutürk’ün heykelleri, insanın kendi varoluşuyla kurduğu sessiz diyaloğun biçime dönüşmüş halidir. Sanatçı, her çalışmasında doğa, zaman ve insan arasındaki görünmez gerilimleri görünür kılmaya çalışır. Metalin direncinde, taşın sabrında ya da ahşabın sıcaklığında, içsel bir arayışın izlerini sürer. Doğutürk için heykel, yalnızca bir nesne değil; düşüncenin, duygunun ve sezginin ortak bir dili, bir varlık biçimidir. Biçimsel sadelikle duygusal yoğunluğu buluştururken, her yapıtında malzemenin doğasına kulak veren bir içtenlik vardır. Onun eserlerinde boşluk, sessizlik ve denge; tıpkı insanın iç dünyası gibi, hem kırılgan hem de derin bir alan olarak yer alır.
            Doğutürk’ün sanatı, soyut biçim diliyle varoluşsal temaları buluşturur. Üretimi, zamana direnen değil, zamanla birlikte nefes alan bir varoluşun şiirsel ifadesidir. Sanatının merkezinde doğa, insan ve toplumun kesiştiği bir bakış vardır. Resimlerinde olguların ve toplumsal değerlerin aktarımı üzerine yoğunlaşır. Yağlı boya ve karışık tekniklerle yoğun bir renk dili kurar. Tablolarında soyut kompozisyonlar ön plandadır, ancak zaman zaman figüratif öğeler de belirir. Özellikle kırmızının doygun tonları onun resimlerinde güçlü bir duygusal etki yaratır.
            Doğutürk’ün “Sanatın yaşamın doğal bir parçası olduğu” fikrini savunan Doğutürk, ‘sanat eğitimi yöntemleri’ üzerine araştırmalar yaparak toplumda sanat bilincini geliştirmeyi amaçlar. Bugün çalışmalarını İstanbul Beylikdüzü Belediyesi Yaşam Vadisi Sanatla Yaşam Atölyeleri’nde sürdürmekte, resim ve heykel alanında üretimlerine devam etmektedir.